Bahçemin yanındaki arsayı dikenli tellerle çevirebilmek için çamımı, defneni, mimozamızı kestiler.
Bahçemin ortasına koca bir ağacın gövdesini attılar.
Kendime dikenli tellerin arasından göğe doğru bir yol yaptım.
İnsan ve doğa birleşti, kaybolduk.
Ne kadar kararsa da, yeryüzü tek cennetimiz.
Yerçekiminden ne kadar kurtulsak da, düşlerimiz bu dünyaya ait.
Suzy Hug-Levy
Arkadia mitolojide Tanrı Pan’ın ülkesi, etrafı dağlarla çevrili bir vadi, doğa tanrısının yaşadığı insan eli değmemiş, benzersiz güzellikte doğal, saf bir cennet. Eski çağlarda insanlar, ölümün dünyasını ya da cehennemi yer altında karanlıklar ülkesine yakıştırmışlar, yaşamı ya da cenneti ise dünyanın bilinen bir coğrafyasında, doğanın kucağında ve doğanın bir nimeti olarak düşünmüşler. Eski insanlar cenneti yeryüzünün dışında bir yerlerde aramamışlar. Doğanın onlara gerçek cenneti sunduğuna/sunabileceğine inanmışlar. İnsanoğlu doğayla giriştiği büyük rekabet ve mücadele içinde doğanın gerçek cennetinden uzaklaşıp sonsuz mutluluk arayışları için soyut bir cennet düşüncesine yönelirken yeryüzünde kendi “gerçek” cennetini kendi elleriyle yaratmış.
Suzy Hug-Levy, Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde Arkadia’dan bu yana “yeryüzü cenneti”nin dramını, kurguladığı cennet sahneleri ile yeniden anlamlandırıyor, sorguluyor.
Jale Erzen, Suzy Hug-Levy’yi tanıtırken, “Çağdaş sanatın bir kriteri varsa dönüştüren ve dönüşen bir süreç olmasıdır. Suzy Hug-Levy’nin yaklaşık yirmi yıldır farklı araç ve ortamlarda ürettiklerine bakarsak ona sadece heykeltraş, performans ya da video sanatçısıdır diyemeyiz. O çoğul anlamı ile bir sanatçı. Sanatının en temel ilkesi durağanlığa karşı direnç. Seçtiği mekânlar ve malzemeler pek kolay tarif edilemeyen türden. Tam endüstriyel bir malzeme derken karşınıza düş dolu bir imge çıkıveriyor; tam plastik atıkları diyecekken önünüzde bir cennet bahçesi biçimleniveriyor; kadın giysileri derken her şey gölgelerde oynamaya başlıyor. Suzy Hug-Levy’nin sergileri, genellikle bir oluşum, bir sahneleme havası taşıyor. Ama burada aktörler sadece yapıtlar değil, aynı zamanda izleyiciler, bizleriz. Sergi sadece uzaktan izlenen bir seyir alanı değil, izleyiciler yapıtların arasında dolaşırken sesleri ve gölgeleriyle yapıtı sanki yeniden ve her an değiştirerek oluşturuyorlar. Suzy Hug-Levy’nin sanatını çağdaş kılan özellik seyircisi ile kurduğu bu aktif diyalog” diyor.
1987 yılından sonra grup sergilerine eserler vermeye başlayan Suzy Hug-Levy ilk kişisel sergisini 1991 yılında Galeri Baraz’da düzenledi, aynı yıl yurt dışında Washington D.C.’de Peters International Art Galeri’de sergiye davet edildi. 1992’de “Fındıksuyu Çevre Düzenlemesi”, 1993’de Günümüz Sanatçıları başarı ödülünü aldı. Aynı yıl Kilyos’da “Melek Kanatları” performansını gerçekleştirdi. Sanatçı 1993-1994-1995 yıllarında Fransa’da Jeune Peinture (Paris), Salon de Montrouge (Paris) sergilerine katıldı. 1996’da Budapeşte 4. Uluslararası Heykel Desenleri Bienali’ne davet edildi. 1996’da ABD’de San Francisco Modern Sanatlar Müzesi’nde düzenlenen “Çevre Tasarımları Forumu”na katıldı ve 1997’de Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde “İçindeki” adlı performans ve yerleştirmelerini gerçekleştirdi. Birleşik Arap Emirlikleri’nde düzenlenen Sharjah Bienal’ine davet edildi ve başarı ödülünü aldı. 2000 yılında Sanat Kurumu tarafından heykel dalında yılın sanatçısı ödülüne layık görüldü. Eylül 2001’de Tokyo’da yapıtlarını sergileyecek. Sanatçının giysi heykelleri, Global Art Center, Washington’da sergilenmektedir.