“Türk resminin haylaz çocuğu” olarak bilinen Orhan Peker’in (1927-1978) çeşitli dönemlerinden yapıtları sergilendi.
“Siyah-Beyaz Ustası” Orhan Peker, 51 yıllık yaşamında çok sayıda ödüle değer görüldü.
Orhan Peker, Ankara’da bulunduğu 1960’lı yıllarda kendi el yazısıyla hazırladığı yaşam öyküsünde, sanat anlayışını şöyle tanımlıyordu: “Resim sanatında herşeyden önce içtenliğe, bireyci bir tutuma inanırım... Kişisel dilini bulamadan angaje yollardan gerçek sanata varabileceklerini umanlara hiç inanmamışımdır... Fransızların deyimiyle şiirsel gerçekçi sanat ilgimi çekmiştir.”
Peker, 1970’li yıllarda bir sergisinin ardından yapılan söyleşide ise şunları söylüyordu: “Sanatçı ne yaparsa yapsın, içinde bulunduğu toplumu, doğayı yansıtır. Meyva, ağacından uzağa düşebilir mi?”
Sergi nedeniyle bir kitap hazırlandı. Prof. Önder Küçükerman, bu kitapta dayısı Orhan Peker’in yaşamını, yapıtlarını ve görüşlerini anlattı. Küçükerman bu yazısında şunları söylüyor: “Orhan Peker, hayatı boyunca, hep önde olmak istemiş, bu hedefe ulaşmak için bütün gücünü ‘kendine acımaksızın’ kullanmıştır...” Yakın dostu İlhan Berk ise bu kitap için kaleme aldığı yazısında Peker’in “şakacı çocuk” görüntüsünün altında yatan hüzne dikkat çekiyor: “Bütün resimlerinde, içten içe hep bir acı göze çarpar. Bu en aydınlık resimlerinde bile hissedilir. Hüznü, acıyı kazmaya gelmiştir sanki...”
Orhan Peker'in resimlerinde hep koyu renkleri seçtiğini vurgulayan Berk, “Mavi de beyaz da kırmızı da (ki bunlar son resimlerinde görülür daha çok) hüznün elekten geçirilmişi gibidir” diyor.